Sayfalar

26 Aralık 2020 Cumartesi

Yeniden Refah Partisi

 Yeniden Refah Partisi

Bu sitedeki son yazılarımda, aylar önce, şunu söylemiştim ki her ne olursa olsun, gayri-feminist Müslümanlar olarak, sade Müslüman vatandaş olarak tek şansımız yine de Ak Parti'dir. Fakat o zamandan beri, özellikle yaz aylarında, ama aslında devamlı bir şekilde büyük değişiklikler oldu. Ak Parti laikçi münafık zenginleri yatıştırmak ve hatta onlara yaranmak için birçok dindar Müslümanı sosyal medya linçlerine teslim etmekle kalmadı, bizzat Sn. Cumhurbaşkanı Erdoğan, neredeyse bütün kendi geçmişini inkâr ederek, partisindeki sözde-dindar feministleri kesin bir şekilde destekledi, herhâlde özellikle kızı Sümeyye Hanım'ın etkisiyle. Ya kime karşı? Kendi Müslüman sade erkek oy verenlerine karşı.

25 Mayıs 2020 Pazartesi

Ailenin Çöküş Mekanizması ve Bu Çöküşü Durdurmanın Yolu

Bir önceki blog yazımda belirtmiştim ki aileyi çöküşten kurtarmak konusunda "tek imkanımız ve şansımız şu anda ve öngörülebilir gelecekte Ak Parti ve onun iktidarıdır, fakat şu da lazımdır ki bizden olan Ak Partili yetkililer bir şekilde uyarılarak kendilerine getirileler." Peki hiç düşündünüz mü ki Ak Parti'nin kendisine ait yanlışlarının sebebi temelde ne olabilir? Ve keza bu duruma karşı neler yapmalıyız, yapabiliriz? Ben kendim adına, kendi yapabileceklerim hakkında epey zamandır düşünüyorum ve "sıradan vatandaşın acziyeti" görüşüne de hiçbir zaman inanamadım. O kanaatteyim ki özellikle okumuş kimselerin hepsi kendilerini birer devlet başkanı gibi genel bir eğitimle donatıp çözüme katkı yapmakla az veya çok yükümlüdür. Allah'ın bize emrettiği "doğruyu emredip yanlıştan vazgeçirme (el-emr bi'l-ma'ruf ven-nehy ani'l-münker) bundan başka nedir? O hâlde, öncelikle Ak Parti'nin ve ülkemiz ahalisinin yanlışlarına dair temel bir kültürel sebebi kendimce açıklayayım, ardından daha genel bir izah yapayım, en sonunda da buna dair kendimce en esaslı temel çözümü belirteyim.

24 Mayıs 2020 Pazar

Ailenin Çöküşünden Ak Parti Ne kadar Sorumlu: Haklısın, ama Sen de Haklısın

Kadın hakları adına erkekleri toptan aşırı damgalayan ve ikinci sınıf insan yerine koyan kanunlaştırmalar hakkındaki tartışmalarda iki tarafa da büyük ölçüde hak veriyorum, işin içinden tam çıkamıyorum, ama yine de bir değerlendirmem var.

Önce "yarı-hayali" bir diyalog şeklinde tartışmayı bir görelim:

1 Mart 2020 Pazar

Beyaz Zengin Adam'ı Geri Püskürtmek: Harp ve Siyasette ve Evlerimizde

Türkiye Cumhuriyeti'ne sadık olanlar olarak ve inananlar olarak ve Beyaz Zengin Adam emperyalizmine gerçekten karşı çıkanlar olarak büyük bir mücahedenin içindeyiz, bir varoluş mücahedesinin. Fakat aslında siyasetçe Beyaz Zengin Adam'a karşı çok daha güçlüyüz sandığımızdan ve her zamankinden. Diğer taraftan, ya kendi evlerimiz?

Bazılarımız haklı olarak şu duruma dikkatimizi çekti: 27 Şubat'ta askerimizin uğradığı saldırıdan önce tuhaf şeyler olmuştu. Beyaz Zengin Adam işbirlikçisi bazı güçlü kimseler şundan söz ediyorlardı ki kendileri durduk yere yakında siyasi iktidara geleceklermiş ve Cumhurbaşkanı Erdoğan yakında ülkemiz liderliğini bırakmak zorunda kalacakmış, o yüzden devlet bürokrasisinde çalışanlar cumhurbaşkanına değil, kendilerine itaat etmeliymiş. Neredeyse kesin bir şekilde öyle görünüyor ki Beyaz Zengin Adam işbirlikçisi münafıklar öyle sanıyorlardı ki İdlib'deki gibi yaklaşan bir saldırı ahalimiz ve hükûmetimizin aleyhinde büyük bir sarsıntı mahiyetinde tezahür edecekti. Onlara göre, Tayyip Erdoğan liderliğindeki biz bağımsız Türkiye taraftarları ve daha genel olarak "Beyaz Zengin Adam'dan bağımsız Akdeniz" taraftarları bu hadiseyle beraber büyük bir darbe alacaktık. Ardından kendileri halkı savaştan kurtarıcı olarak sahte sahte ortaya çıkacaklardı ve Beyaz Zengin Adam'la işbirliği içinde büyük sükseye kavuşacaklardı. Böylece, bürokratik yerleşik sistemle ilişikli bu kişilerin mutlak siyasi iktidarlarına giden yoldaki kilit bir taş döşenmiş olacaktı. Ama bir kere daha, önemli bir olayın ardından, onların böylesi beklentilerinin tersi oldu.