7 Temmuz 2018 Cumartesi

Başarısız Ama Muzaffer Dâhi Devrimcilerin Hazin Ama Şanlı Hikayesi Üzerine Bir Deneme

Kısmen araştırmalarla desteklenmiş ama daha büyük kısmıyla yüzlerce yıldır birçok kişinin birbirlerini destekleyen gözlemlerine dayalı olan bir tespiti kendi kelimelerimle ve kendi anlayışımı katarak aktarayım. En azından kendim bu tespitin, tespitimin benzerini hem Quora sitesinde güncel olarak hem de Abdülhak Şinasi Hisar'ın yaklaşık bir yüzyıllık bir romanında okudum. Keza aşağıda alıntılayacağım üzere Bernard Shaw'nun da hafiften benzer bir tespiti vardır.

Normal, "makbul", el üstünde tutulan, imrenilen, "başarılı", sosyal ilişkileri iyi insanlar ortalamadır, zekaları en fazla ortalamanın biraz üstündedir.

Kanaatimce gerçekten zeki, çok zeki, analitik olarak cidden zeki olan insanların tamamı veya tamamına yakını veya en azından orantısız derecede büyük bir kısmı bugünkü sınıflamayla "otistik" olan kimselerin arasından çıkar: Hakaretamiz ve haksız ama hep işittikleri tabirlerle (bu hakaretlerin en hafifleriyle) "tuhaf"tırlar, "patavatsız"dırlar, "şapşal"dırlar, "Doğrucu Davut"turlar, "çiğ"dirler. Başka bir deyişle sosyal becerileri zayıftır ve farkında değildirler ki ağızlarından çıkanlar diğer insanlarca nasıl karşılanır. Çevrelerinde dışlanırlar, onları anlayan ve  seven ama yine de onlara her daim katlanamayan küçük bir dost grubu haricinde çoğu kişi onları beğenmeyip dışlar ve onların çoğu neredeyse mükemmel derecede hayatta başarısızdır.

Bunların içinde küçük bir kısmı Edison, Einstein, Turing, Jefferson, Lincoln, Hz. Ömer ve Fatih Sultan Mehmed gibi dev zaferler kazanırlar. Zira onların üstün kavrayışları ve dehaları —en azından ölümlerinden sonra— inkar edilemez hâle gelir. Ama devrimci otistik dâhilerin içindeki bu en devrimci dahiler bile kendi zamanlarında kendi çevrelerindeki insanlara kendilerini beğendiremezler, sürekli bir sürü hased, içerleme ve düşmanlığa maruz kalırlar. Sevenleri gizli gizli çoktur, ama onların sevenleri bile onlar gibi dışlanmayı göze alamadıklarından onların lehine o kadar da çok ses çıkaramazlar. Hatta Fatih Sultan Mehmed gibi Osmanlı hükümdarı bile olsalar, devrimci ve uyumsuz şahsiyetleri ve aşırı yüksek zekaları yüzünden kendi zamanlarındaki kroniklerin çoğunda kötülenirler ve altları oyulur.

Böylece bu insanlar kabul edilmezler ve hatta savunanları az olduğundan zulüm üstüne zulme uğrayabilirler; ama dediğim gibi, sevenleri gizli gizli çoktur. Örneğin tipik bir otistik dahi olan İmam İbn Teymiyye gibi ömürleri boyu zindanlar ve sürgünlerde dolaştıktan ve kendilerinden on derece aşağı zekada ve kalibredeki adamların aksine resmi makamlara getirilmek bir tarafa istenmeyen adam olduktan sonra, bir bakarsınız, cenazelerine 14. yüzyıl başları gibi seyrek nüfuslu bir zamanda bile 200 bin kişi akın edivermiş  —ki bugünün rakamlarıyla belki birkaç milyon kişiye denktir.

Bu "gerçekten zeki", "çok zeki" insanların bazıları çevrelerine ve bazıları çağlara damgalarını vururlar da birçok zaman kendileri söz konusu damganın boyutunun farkına bile varmazlar. İnsanlığa böylesine damga vurmanın elbette ağır bir bedeli olur ve onlar bu ağır bedeli insanların elinde peşinen zaten ödemişlerdir. Ömür boyu anlamadıkları çilelerinin sebebi bazılarına göre otizmleridir. Ama aslında bu, dünyaya gerçekten bir şeyler vermenin bedelidir; şunun bedeli ki Allah'ın izniyle insanlığın küçük veya büyük veya dev bir kısmını büyük ölçüde kendi suretlerinde dizayn etmişlerdir. Mesela bu onların daha da "özel" olan, İmam İbn Teymiyye gibi bazıları için Allah'ın dinini tecdid etmenin ve yüzyıllara damga vurmanın peşin bir bedelidir.

Ne güzel açıklamış Bernard Shaw dedemiz, ki kendisi de muhtemelen söz ettiğimiz türden bir "çok zeki, analitik olarak gerçekten zeki" ve uyumsuz kimselerden biriydi: "Makul insan kendini dünyaya adapte eder. Gayri-makul olansa dünyayı kendine adapte etmeye çalışmakta diretir. Bu yüzden, bütün ilerlemeler gayri-makul adama bağlıdır." Keza Albert Einstein dedemiz de, ki o da anlattığımız türden kimselerin en başarılı olanlarından biriydi, şöyle demişti: "Başka bilim adamları kadar becerikli bir bilim adamı olmayabilirim, ama bende katır inadı vardır." Hayır, Albert dede, sen de biliyorsun ki o, katır inadı değildi; o, bir şeyleri değiştirmek üzere tasarlanmış kişinin DNA'sına nakşedilmiş bir ağır yük, bel büken bir emir, yazılımdaki kilit bir komuttu ki "donanım"ı zorlardı, velev ki kişinin kendisi bile bunun farkına pek varamasın.

Bu yazı en son 31 Temmuz 2018 Salı sabahı çok az değiştirildi.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder