12 Ocak 2015 Pazartesi

Kıt Türkçenin Yaklaşan Sonu ve Bir Dönemeç

Modern devirde ihtiyaç duyulan kelime zenginliği sebebiyledir ki artık günümüz Türkçesi işe yararlığını kaybetmek üzeredir. Başlıca iki handikaptan kaynaklanan bu gerçek şunu icab eder ki artık herkes elini taşın altına koysun ve lüzumlu tedbirleri alsın. Türkçe için her şey bitmiş değildir, ancak o şartla ki şimdiden, vakitlice harekete geçilsin.

Birinci handikap şudur ki, Türkçenin bu versiyonu, 1932-35 arasında ve daha sonra 1939'dan itibaren, ümmî köylülerin ve yarı-ümmî şehir esnafının dili esas alınarak oluşturuldu. İkincisi, bu Türkçe, söz konusu sosyal sınıfların kullandığı dilin bile altına geçti, çünkü evvela bu sınıfların kullandıkları birçok kelime dahi dilden atıldı, şu gerekçeyle ki bunlar Arapça ve Farsça kökenliydiler. Dahası işte bu "dil devrimi" ile Türkçeden atılan Arapça ve Farsça kökenli kelimelerin yerine türetilen kelimelerin pek çoğu tutunamayarak kayboldu. Nasıl böyle olmasındı ki? Bunların çoğu, Türkçenin kaidelerine ve estetiğine aykırı bir tarzda uydurulmuştu.

Bugün konuştuğumuz Türkçe dahil olmak üzere hiçbir köylü dili artık yeryüzünde varlığını sürdüremeyecek ve kelime haznesi güçlü olan dillerce yutulacaktır. Nitekim artık yüzde 90'ı okuma yazma bilmez ve köylü olan bir dünyada yaşamıyoruz. Öyleyse ya 1932 öncesi Türkçeyle, yanlış olarak Osmanlıca denen gerçek ve fasih Anadolu-Rumeli Türkçesiyle barışırız ya da çocuklarımız bugünkü dilin kifayetsiz ve saçma sapan kelime haznesinden illallah getirerek sadece İngilizce veya Arapça ile yazı yazmaya başlarlar. İki nesil sonra ise Türkçe konuşma dili olarak da ortadan kalkar.

Böylece görülür ki Türkçeyi kurtarmak için "öztürkçecilik" denen büyük hata ve zulme karşı artık harekete geçmek gerekir. "Öztürkçe" yani dil ırkçılığı gibi bir kafasızlık adına Türkçeyi bir köylü ve küçük esnaf diline indirgeyen ve böylece İngilizce veya Arapçaya yem edenler ancak bu dilin kasıtlı veya kasıtsız düşmanlarıdır. İşte bunu herkes zihnine kazımalı ve gerekli tedbiri almalıdır. Başkalarını bilmem, ancak ben istiyorum ki Türkçe yok olmasın, böylece akrabalarımın soyundan ve benim soyumdan (Allah dilerse) gelecek olan nesiller beni ve sevdiğim Türkçe yazarları anlasın. Rabbimiz dil ve deri rengi çeşitliliğini Rûm (Romalılar) Suresinde överek kendi büyüklüğünün göstergesi diye zikrederken, ben Türkçeyi, bunca sevdiğim bu dili feda edemem ve varlığının devamı için elimden geleni yapmakta ısrar ederim.

Velhasıl, bu yazıyı okuyabilecek olan herkese seslenmek isterim: Osmanlıca denilen gerçek ve fasih Türkçeyi, Rûmî (Anadolu-Rumelili) Türkçenin asıl yüksek dilini küllerinden yeniden diriltin. Gerçi torunlarınızın Türkçeyi tamamen bırakıp İngilizce veya Arapça yazmasını ve nihayet onları ana dil olarak konuşmasını istiyorsanız, elbette o zaman siz bilirsiniz; ama o zaman da bizim önümüzde durmayın. Şöyle ki, şimdiden kendiniz de başka bir dile geçin ve böylece, Türk lisanı ile yola devam etmek isteyen bizleri rahat bırakın.

1 yorum:

  1. Senden de yardım istediğim Osmanlı Türkçesiyle yazılmış bir kartpostal vardı hani. Onu çözmeye uğraşırken, belki on kişiden yardım istemiştim ama hepsinin tercümesi farklı olmuştu. Sonunda birbirine yakın tercümeleri esas alıp, yazılanlar hakkında bulanık da olsa bir fikrim oluşmuştu. Osmanlıca tabirinin yanlış olduğunu da şu son on yıl içinde öğrenmiştim. Ne durumlara gelmişiz de haberimiz yok. Tarihçiler doğruları yazdıkça ezberlerimiz bozulacak inşallah.
    Ne diyeyim; bizi bu hallere düşürenler hesabını verir inşallah. Biz de hakkıyla lisanımızı kullanmaya itina gösteririz.

    YanıtlaSil